SİTEMİZ,HER PAZAR GÜNÜ YENİ YAZILARLA GÜNCELLENECEKTİR.

Cumartesi, Haziran 17, 2006


Kısa bir süre görüşemeyebiliriz.Yakın zamanda geri döneceğim...

Pazar, Mayıs 28, 2006




Siz hiç kendinizi gördünüz mü? Aynadaki misiniz sadece? O kadar somut musunuz yani?
Aynada gördükleriniz sizin sadece görüntünüzdür. Oysa ki "gerçek siz" çok daha derindedir. Derinde ve anlaşılması zor... Karmaşıksınızdır siz. Birçok şey iç içe girmiştir. Kendinizi çok iyi tanıdığınızı düşünüyorsunuz değil mi? Oysa çoğu kimse kendini tamamen tanıyacak kadar çok tecrübe yaşamamıştır. İnsan kendini sadece tecrübelerle mi tanır? Aslıda bu da tartışılabilir. İnsan, yaşadıklarıyla kendini tanımaya mı çalışıyor? Yoksa sadece boşlukta devinen, hareket ettikçe de batan bir hayat mı yaşıyoruz? Gerçek yaşam, şu anda yaşanan tiyatronun ne kadar ardında acaba? Esas benliğimizi görebilecekcek miyiz? O dağlar kadar büyük engellerin ardında gizlenen ve bir o kadar da sırlarla dolu iç dünyamıza ulaşabilecek miyiz sizce? Kendinize güvenin. Günde belki beş dakika bile bunu düşünsek bir yol almaya başlarız. Bunu unutmayın ve lütfen biraz düşünün. İç dünyanızı keşfetmek sizin elinizde. Keşfetmeye başlayın onu... -Yorumlarınızı bekliyorum-

Pazar, Mayıs 21, 2006


Bakıpta göremediğiniz ve bundan rahatsız olduğunuzu düşündünüz mü hiç? Yaşadığımız dünyanın rengarenk ahengini ruhunuzda hissetmek onuruna erişebildiniz mi hiç? Ya da beyaz olduğunu düşündüğünüz görüntünün, aslında bütün renkleri kapsadığını, kasvetli bir utanç duygusuyla yaşadınız mı hiç? Bu durumda içinizin soğuyarak, titrediğiniz oluyorsa ve üzülüyorsanız siz de hayata karşı birçok şey hissediyorsunuz demektir. İnsanların birçoğu bu duyguyu yaşamadan göçüp gidiyor bu tatlı ama sert dünyadan. Birçok gizemin keşfine varmadan terkediyor soğuk yeryüzünü. Sizce de yazık olmuyor mu? O zaman, önce kendinizden başlayarak çevrenizi uyarın. Siz ve çevreniz, içinde binbir çeşit renk barındıran kutuyu bulun. Yumuşatın artık hayata bakışınızı. Göreceksiniz bundan önce hiç "GÖRMEDİKLERİNİZİ".

Cuma, Mayıs 19, 2006




Herkesin 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun...

Lütfen bu Cumhuriyetin kıymetini bilelim ve sonsuza kadar laik,demokratik bir hukuk devleti olarak yaşamasına katkıda bulunalım.Saygılarımla...

Pazar, Mayıs 07, 2006

İnsanın yazma isteği... Bazen öyle neşeliyizdir ya da öyle hüzünlüyüzdür ki, birşeyler yazmak isteriz. Yazmak. Ama ne yazmak? Hayır, hayır sadece yazmak, konu olmaksızın. Ne yazacağınızı bilmeden sayfalarca yazı yazdığınız oluyor mu? Ya da anlatacağınız hiçbir konu yoksa yine de yazabiliyorsunuz. Eğer yazabiliyorsanız bilmelisiniz ki siz aslında YAZMAYI seviyorsunuz. Evet, insan bazen öyle duygularla yüklenir ki yazmadan duramaz. Bu duygu, belki sadece baharın gelişi, belki de kalabalık içindeki yalnız ama dimdik hayatla savaşma mecburiyetimizdir. Ne kadar çok "çok görünürsek" belki de o kadar azızdır. Aranızda kendini yalnız hisseden var mı? Ya da hiç kendi kendinize konuşurken yakalandınız mı bedeninizdeki o mağrur ama hüzünlü ruhunuza? Hiç farkettiniz mi çevrenizin çoğalırken aslında ne kadar bireyselleştiğinizi? Bu zor dünyada ne kadar ne kadar da umutsuz kaldığınızı?
Söylediklerime katılanlarınız vardır. Peki, şimdi de en yakınınızı düşünün. Anneniz babanız, kardeşiniz sevgiliniz ya da bambaşka biri. O varken nasıl yalnız hissediyorsunuz kendinizi? Kendi kendinize düşünün bu ben miyim diye. En yakınınıza, ne kadar yalnız olduğunuzu söyleyebilir misiniz? Buna cesaretiniz var mı? Emin olun bunu söyleyemeyeceğiniz birileri varsa YALNIZ DEĞİLSİNİZ. Sadece rutinsiniz. Rutin ve sıradan ya da belki de dışa kapalısınız. Artık o duvarlarınızı yıkın, çevrenizi sarsın diye sizin ördüğünüz. Kendi ördüğünüz duvarlarınızla ne kadar daha yalnızlaştığınızı görmüyor musunuz? İlk olarak yazı yazın. Kafanızdaki bütün zehirleri akıtın o kağıda. Yazı bittiğinde kafanız tertemiz olsun. İsterseniz hıncınızı kağıttan çıkarın. Korkmayın. Duygularınızı yazıya dökerseniz sizi anlayanlar çoğalacak ve ne kadar fazla SİZİN GİBİ insan olduğunu göreceksiniz. O kadar çok olacaktır ki, bu insanlarla istesenizde yalnız kalamayacağınızı anlayacaksınız. Sonra bir de bakacaksınız ki en yakınlarınız, aslında o insanlar. Sizin duygularınızı en iyi o, "en yakınlarınız" dedikleriniz paylaşıyor. Aslında ne kadar kuruntu yaptığınızı, en çok ihtiyacınız olan insanların zaten en yakınlarınız olduğunu göreceksiniz.
Söyleyin bunu onlara. Onlar oldukça hiçbir zaman yalnız olmayacağınızı. Onların da sizin varlığınızla asla yalnız kalmayacaklarını anlatın. Ama şunu da hep bilin ki her zaman "en yakınlarınız" olacaktır. Belki insanlar değişecek ama mutlaka hep yakın hissettikleriniz "en yakınlarınız" olacaktır. Şimdi yanınızdakilere ya da kendinizi "yakın hissettiğiniz" insanlara sevgiyle bakın ve onu ne kadar sevdiğinizi söyleyin.
Tebrikler. İşte kendinizi yeniden keşfettiniz......

Perşembe, Nisan 20, 2006

Şu söz çok hoşuma gitti:
"İnsanların gölgelerinin, kendilerinden daha büyük olduğu yerlerde güneş batıyor demektir."

Pazar, Nisan 02, 2006

Farkında mısınız? Dışarıda yağmur yağıyor. Bakın. Evet yağmur. Herkesin bildiği ama kimsenin de göremediği bir yağmur yağıyor. Bu öyle bir yağmur ki sizi ıslatmaz. Ama içinizin ıslandığını hissedersiniz. Bazen siz de yağarsınız bir yağmur tanesi gibi. Akarsınız sokaklarda, aldırmadan beton yığınının kasvetine ve asfaltın simsiyah sertliğine. En ince çatlaklardan geçersiniz. Sonra özünüze dönersiniz. Keşfedersiniz içinizdeki gerçek kendinizi. Görürsünüz kimsenin yıkamadığını, siz istemezseniz delik bile açamadığı geniş bentlerinizi. İşte o zaman anlarsınız sınırlarınızın enginliğini, farkedersiniz kaybolmaya yüz tutmuş ama içten içe yaktığınız ateşi. Görürsünüz o ateşi, sizin bile söndürmeye gücünüzün yetmeyeceği. Ve keşfedersiniz ki bütün bir dünya aslında sizin içinizde, duygularınızdan esinlendiğini aslında mevsimlerin. Soğuk içinize işler ya, işte öyledir. Donacağınızı zannedersiniz ama donmadığınızda soğuğa ne kadar dayanıklı olduğunuzu görürsünüz. Aslında ne kadar güçlü olduğunuzu, gücünüzü sizin bile sınırlandıramayacağınızın korkusuna kapılırsınız. Asla bilemezsiniz iradenizin, bedeninizin üzerindeki gücünün varabileceği zirveleri. Bütün insanlar aslında dünyadaki birer zirvedirler. Bazıları zirvenin yalnızlığında etrafında sadece bir boşluk görür. Halbuki etrafında o kadar bilinmezlik vardır ki hepsinin karmaşıklığından, belki de “birini göremezsem?” korkusuyla kaçırır bütünün o içiçe geçmiş estetiğini. Ama insan yine de kalıpların kabullenmediği, coşkun bir ırmak gibi haykırarak akar. Bazen dağlara çıkar, bazen topraktan içeri süzülür. Ve insan kendi özünün ışığında kaybolur. İşte bu kadar........

Siz kimsiniz? Düşündünüz mü hiç kim olduğunuzu? Sorguladınız mı kimliğinizde kaybolan o gizemli varlığınızı? Acaba siz de kalabalıktan sadece bir parça mısınız? Yani ‘diğerleri’ ile oluşturduğunuz sadece bir renk mi var. Sorgulayın kendinize “ben bu muyum?” diye. Tamam bir renginiz var ama o renk herkeste de var ise bu rengin heyecanı nerede? Çevrenize fütursuzca baktınız mı hiç? Eğer baktıysanız ufak ta olsa farklı renkler görürsünüz. Bunlar, bütünün o rutinliğine engel olurlar. Ve belki de onlar süzgece takılmasa ‘bütün’ de bir süzgeçten geçip kaybolup gidecek ha? Olabilir mi gerçekten? Yani bütünün sağlamlığını ve çeşitliliğinin ardındaki güç o farklılıklar mı acaba? Kandırmaya çalışmayın kendinizi. Düşünün herkesin aynı olduğunu sever miydiniz yani bu dünyayı? Hayır. Lütfen siz de artık farkına varın. Aslında biliyorsunuz karşınızdaki kişiyi farkından dolayı size yakın bulduğunuzu. Unutmayın zıt kutupların birbirini çektiğini. Siz de şimdi zıt kutbunuzu bulun ve bırakın iç dünyalarınız çeksin birbirini......

Salı, Mart 28, 2006

Bütün doğrular gerçek midir sizce?Ya da bütün yanlışların ardındaki yansımalar,dibi karanlık bir çukura mı iter bizleri?
Hep merak ederim,insan hayatı hep böyle keskin virajlar yığını mıdır?Yoksa alışılmışın ötesinde,yaşanmışlıkların ulaşamadığı sadece duygularımızın bize yol gösterdiği bir sahile demir atacak mıyız acaba?
Neden insan,sadece sonuçlara odaklanmış,diğer ayrıntıları yoksayan bir düşünce kısırlığı içindedir? Oysa hepimiz biliriz ki geniş hayatların ufacık ömürlerle cilveleştiği bu yaşamda bütün güzellikler,ayrıntıların sakladığı ve bazen göstermek istemediği kapalı kutularda gizlidir.İnsanların çoğu bunun farkındadır ama nedenini anlayamadığım ve korkarım anlayamayacağım bir vurdumduymazlık ve hatta sonunun gelmeyeceğini sandığınız bir ayvazlıkla olaylara bakar.Ama sadece bakar.Bilemez kendinin de bu yaşam çarkı içinde dönen,bazen haykırışlarının bile duyulmadığı uçsuz bir devinim içinde olduğunu.Bazen sadece hayatı onun baktığı yerden görür.Diğer herkes oyuncudur,hatta figüran ya da ne dersiniz belki beyaz çerçeveye sonradan girmiş biri...Yoksa hayat gerçekten bendini zorlayan,sınırlarını kabullenmeyen,önüne aldığı herşeyi silip süpüren bir akarsu mudur?Cevap mutlaka sizin kalbinizde olmalı.Biliyorum,hissediyorum hatta görüyorum......

Kaynak: Devlet Meteoroloji Ýþleri Genel Müdürlüðü
 
Google
 
Web www.yahoo.com
search.msn.com www.altavista.com
Bu sitedeki yazýlarýn her hakký saklýdýr.Kýsmen veya tamamen hiçbir yerde, kaynak gösterilse dahi kullanýlamaz.